Toprak, İktidar ve Lifler: Ketenin Coğrafyası Üzerinden Siyaseti Düşünmek
Toprakla kurulan ilişkinin hiçbir zaman yalnızca tarımsal olmadığını düşünüyorum. Toprak, iktidarın en eski nesnelerinden biri; mülkiyetin, emek rejimlerinin, verginin ve yurttaşlığın somutlaştığı alan. Bu yüzden “keten hangi illerde yetişir?” sorusu bana yalnızca botanik ya da ekonomi çağrışımı yapmıyor. Aksine, kurumların nasıl işlediğini, ideolojilerin hangi mekânlarda kök saldığını ve demokrasinin maddi zeminini düşünmeye çağırıyor. Keten; lifleriyle tekstili, tohumu ve yağıyla gıdayı, tarımıyla kırsal toplumu birbirine bağlayan bir ürün. Peki bu bitkinin Türkiye’de yetiştiği iller, siyasal düzenle nasıl konuşur?
Ketenin Türkiye Coğrafyası: İller, İklimler ve Kurumsal Tercihler
Karadeniz’den İç Anadolu’ya Ketenin İzleri
Türkiye’de keten, tarihsel olarak serin ve nemli iklimleri sevmesi nedeniyle özellikle Karadeniz kuşağında yetiştirilmiştir. Başlıca iller arasında Samsun, Sinop, Kastamonu, Ordu ve Giresun öne çıkar. Bu illerde keten, hem lif hem de tohum amacıyla ekilmiş; kırsal ekonominin önemli bir parçası olmuştur. Bununla birlikte Tokat, Amasya ve Çorum gibi Orta Karadeniz ve geçiş iklimine sahip İç Anadolu illerinde de keten tarımına rastlanır.
Marmara ve İç Anadolu Deneyimleri
Marmara Bölgesi’nde Balıkesir ve Bursa, ketenin dönemsel olarak denendiği ve kimi zaman desteklendiği illerdir. İç Anadolu’da ise Ankara, Eskişehir ve Konya çevresinde sınırlı ama dikkat çekici üretim örnekleri görülür. Bu coğrafi dağılım bize yalnızca iklimin değil, devletin tarım politikalarının ve piyasa teşviklerinin de belirleyici olduğunu gösterir. Bir ürünün “nerede” yetiştiği kadar, “neden orada” tutunduğu sorusu siyasal bir sorudur.
Tarım Politikaları ve meşruiyet Meselesi
Devlet, Destekler ve Güç İlişkileri
Keten üretiminin zaman içinde gerilemesi, tarımda devletin önceliklerinin nasıl değiştiğini gösteren iyi bir örnek. Pamuk, mısır veya buğday gibi ürünlere verilen yoğun destekler, keteni gölgede bırakmıştır. Bu tercihler teknik değil, ideolojiktir. Hangi ürünün “stratejik” sayıldığı, hangi çiftçinin korunacağı, hangi bölgenin kalkınacağı siyasal kararlarla belirlenir. İşte tam burada meşruiyet devreye girer: Devletin tarım politikaları, yurttaşlar nezdinde ne kadar adil ve rasyonel algılanmaktadır?
Merkez-Çevre Gerilimi ve Keten
Karadeniz’in kırsal bölgelerinde keten tarımıyla uğraşan küçük üreticiler, çoğu zaman merkezde alınan kararların pasif alıcıları olmuştur. Bu durum, klasik merkez-çevre kuramını akla getirir. Merkez, kaynakları dağıtır; çevre ise uyum sağlar. Ancak bu uyum her zaman gönüllü değildir. Keten üretiminin azalmasıyla birlikte, bu bölgelerdeki emek ilişkileri dönüşmüş, göç hızlanmış ve toplumsal doku değişmiştir. Burada sorulması gereken soru şu: Tarım politikalarında adalet sağlanmadan demokratik bir düzen sürdürülebilir mi?
İdeoloji, Yurttaşlık ve Kırsal Alan
Kırsal Yurttaşlığın Görünmezliği
Ketenin yetiştiği iller, aynı zamanda siyasal temsilde sıklıkla “sessiz” kabul edilen alanlardır. Oy verirler, vergi öderler, asker gönderirler; fakat karar alma süreçlerinde sınırlı etkiye sahiptirler. Bu durum yurttaşlık kavramını yeniden düşünmeyi gerektirir. Yurttaşlık yalnızca hukuki bir statü mü, yoksa ekonomik ve toplumsal katmanları olan bir pratik mi?
Katılım ve Tarımsal Demokrasi
Tarımsal kooperatifler, üretici birlikleri ve yerel inisiyatifler, kırsalda katılımın en somut araçlarıdır. Keten üretiminin yeniden canlandırıldığı bazı yerel denemelerde, bu tür örgütlenmelerin belirleyici olduğu görülür. Bu da bize şunu düşündürüyor: Demokrasi sandıktan ibaret değilse, neden tarım politikalarında doğrudan katılımcı modeller hâlâ istisna?
Karşılaştırmalı Bir Bakış: Fransa, Hollanda ve Türkiye
Avrupa’da Ketenin Siyaseti
Fransa ve Hollanda, bugün dünyanın en büyük keten üreticileri arasında yer alıyor. Bu ülkelerde keten, yüksek katma değerli bir ürün olarak stratejik biçimde destekleniyor. Devlet, piyasa ve çiftçi arasında kurulan sözleşmeler şeffaf; kurumsal güven yüksek. Bu yapı, yalnızca ekonomik başarı değil, siyasal istikrar da üretiyor. Türkiye’de ise benzer bir kurumsal tutarlılığın eksikliği dikkat çekiyor.
Ne Farklı, Ne Benzer?
Elbette her ülkenin tarihsel ve toplumsal bağlamı farklı. Ancak karşılaştırmalı siyaset biliminin öğrettiği temel bir ders var: Kurumlar, öngörülebilir ve kapsayıcı olduğunda yurttaşlar sisteme daha fazla bağlanıyor. Keten gibi niş bir ürün bile, doğru kurumsal çerçeveyle bir demokrasi laboratuvarına dönüşebilir. Bu ihtimali neden ciddiye almıyoruz?
Güncel Siyasal Olaylar Işığında Keten Tartışması
Gıda Güvenliği ve Yeni Jeopolitik
Son yıllarda gıda güvenliği, küresel siyasetin merkezine yerleşti. Pandemi, savaşlar ve iklim krizi; tarımın stratejik önemini yeniden hatırlattı. Keten tohumu ve yağı, bu bağlamda alternatif bir kaynak olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin keten üretimini ihmal etmesi, yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir tercihtir. Bu tercihin bedelini kim ödüyor?
İklim Krizi ve Kırsal Gelecek
Keten, görece az su isteyen bir bitki. İklim krizi çağında bu özellik, onu daha da değerli kılıyor. Buna rağmen üretimin sınırlı kalması, kısa vadeli siyasal hesapların uzun vadeli toplumsal yararın önüne geçtiğini düşündürüyor. Burada bir kez daha meşruiyet sorusuna dönmek gerekiyor: Gelecek kuşaklar adına alınmayan kararlar, bugün ne kadar meşrudur?
Kişisel Değerlendirmeler ve Provokatif Sorular
Ketenin yetiştiği illere baktığımda, haritada yalnızca tarımsal bölgeler değil, siyasal tercihler, göç yolları ve toplumsal eşitsizlikler görüyorum. Belki de mesele keten değil; ketenin bize gösterdikleri. Şu soruları sormadan edemiyorum: Tarım politikalarını belirleyenler, o topraklarda hiç uzun süre yaşamış mıdır? Kırsalın bilgisini merkeze taşımadan gerçek bir demokrasi kurulabilir mi? Ve en önemlisi, yurttaşların üretim süreçlerine gerçek anlamda katılımı sağlanmadan siyasal sistem ne kadar sürdürülebilir?
Keten lifleri gibi, toplum da görünmez bağlarla ayakta durur. Bu bağlar koptuğunda, yalnızca bir ürün değil, bir düzen çözülür. Bu yüzden ketenin hangi illerde yetiştiğini bilmek, aslında iktidarın nerelerde kök saldığını ve nerelerde zayıfladığını anlamak demektir.