Polarite Nedir Bitki? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, gözlerim hemen her şeyin etrafında dönüyor. O kadar fazla insan var ki, her biri kendi hikayesini, kendi kimliğini taşıyor. Toplu taşımada, işyerinde, bazen bir kafede, bazen de sokakta – her yerde bir çeşitlilik var. Bu çeşitlilik, bazen kutuplaşmalar, bazen de harmoniye dönüşebiliyor. Gözlerimi her gün bu karmaşada gezinirken, son zamanlarda düşündüğüm bir kavram var: Polarite. Herkesin “polarite”yi farklı bir şekilde algıladığı ve yaşadığı bir dünyada, bu kavramı bitkilerle ilişkilendirmek ilginç bir düşünce. Peki, “polarite nedir bitki?” sorusu, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından ne anlama geliyor?
Polarite ve Bitkiler: Anlam Derinlikleri
İlk başta “polarite”yi bir bitki bilimi terimi olarak düşünebiliriz. Bitkilerde polarite, hücrelerin ve dokuların belirli bir düzen içinde gelişmesini sağlayan yönelimdir. Bu, bitkinin köklerinin yer altına, gövdesinin ise yukarıya doğru büyümesiyle temsil edilir. Bitkilerdeki bu düzen, doğanın bir yansımasıdır. Ama bu doğadaki düzenin, toplumsal yapılarla bir paralellik taşıdığını düşündüğümde, işler daha derinleşiyor. Toplumsal yapılar ve normlar da bazen birbirini çelişen yönlerde büyür. Bir toplumda, bir bireyin veya grubun konumlanışı, bazen diğerinin tam tersidir. Bu, aslında bir tür toplumsal polariteyi yaratır.
Toplumsal Cinsiyet ve Polarite
Bir gün işten çıkarken, sabah giydiğim takım elbise ile bir arkadaşımın kıyafetini karşılaştırırken fark ettim: Toplum, erkeklere ve kadınlara rollerini, kimliklerini sürekli olarak yansıtan bir yapı oluşturmuş. Kadınların, özellikle iş yerlerinde daha “yumuşak” ve “nazik” bir şekilde temsil edilmesi bekleniyor, erkeklerden ise güçlü ve kararlı olmaları isteniyor. Bir kadın olarak, toplumun beklentileriyle kendimi birleştirirken bazen daha sert ve daha kararlı olmaya çalışıyorum. Ama sanki bu benim “doğal” kimliğimi sarmalayan bir kıskacın içine sokuluyor. O kadar zorlayıcı ki, her adımımda bu polaritenin farkında oluyorum. Toplumsal cinsiyet rollerinin bir bitkinin kökleri gibi yerleşik olması, bazen bu kalıplara uymayanları “dışarıda” bırakabiliyor.
Geçenlerde bir eğitimde, cinsiyet eşitliği üzerine konuşurken, bir katılımcı şöyle dedi: “Kadınlar, erkekler gibi güçlü olamaz, çünkü biyolojik olarak daha nazikler.” O an, içimde bir rahatsızlık hissettim. Bir bitkinin kökleri gibi bu düşünce, o kadar derinlere işlemişti ki… Toplumda kadınlar, erkekler gibi “kararlı” ve “güçlü” olamaz mıydı? Bu tarz bir polarite, sadece toplumsal cinsiyetin değil, bireylerin de ifade biçimlerini sınırlıyor. Kadınlar, bu toplumsal cinsiyet rollerini aştıkça, sanki toplumda bir tür sapma yaratıyormuş gibi algılanabiliyorlar. Halbuki, tıpkı bir bitkinin köklerinin yer altında ve gövdesinin yukarıda bir arada büyümesi gibi, toplumda da her birey farklı yönleriyle bir arada var olabilir.
Çeşitlilik ve Polarite: Birbiriyle Çelişen Yönler
Çeşitliliğin ve farklılıkların ne kadar önemli olduğu konusunda daha fazla şey öğreniyorum. Bir gün sokakta yürürken, bir grup insanın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Konu, farklı etnik kökenlerden gelen bireylerin toplumda nasıl kabul edildiğiyle ilgiliydi. Ne yazık ki, bazıları hala çok katı bir şekilde, “Burası bizim yerimiz, diğerleri ise yabancı” yaklaşımını savunuyordu. Çeşitliliği kutlamak yerine, kutuplaşma yaratmak bu toplumda ne yazık ki daha kolay. Bu, tıpkı bitkilerdeki polarite gibi, her şeyin iki farklı kutba ayrılması anlamına gelir: Bir grup kabul edilirken, diğer grup dışlanır. Oysa doğada bitkiler bir arada, uyum içinde var olabilirler.
İstanbul gibi bir şehirde, farklı kültürlere ve kimliklere sahip insanlarla birlikte yaşamak bazen zorlayıcı olabilir. Ancak bu çeşitliliği kutlamak, her bireye yer açmak ve farklılıkları kabul etmek, toplumsal barışı yaratmanın anahtarıdır. Ben de bir sivil toplum çalışanı olarak, bu çeşitliliği savunmak ve herkesin eşit haklara sahip olmasını sağlamak için uğraşıyorum. Bu yüzden sokakta gördüğüm her farklı kimlik, her farklı insan benim için sadece bir kutuplaşma değil, aynı zamanda birlikte büyüyebileceğimiz bir alan yaratma fırsatı sunuyor. Çeşitlilik, sadece dışarıdan bakıldığında kutuplaşma yaratmakla kalmaz, doğru bir şekilde ele alındığında, toplumsal uyum ve eşitlik için de bir fırsat olabilir.
Sosyal Adalet ve Polarite
Sosyal adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliği daha eşitlikçi bir dünyaya dönüştürmek için mücadele ediyoruz. Ama her adımda, bu kutuplaşmalarla karşılaşıyoruz. Bir gece, iş yerinde bir arkadaşım bana “Toplumdaki en büyük adaletsizlik ne biliyor musun?” diye sordu. “Kadınların, LGBTİ+ bireylerin, farklı etnik grupların sürekli olarak toplumsal normlara uymak zorunda olmaları,” dedim. Herkesin “doğru” bir şekilde yaşaması gerektiği dayatılması, bu polaritenin bir yansımasıdır. Sosyal adalet, aslında herkesin kendi kimliğini özgürce ifade edebilmesidir. Tıpkı bitkilerin farklı yönlere doğru büyüyebilmesi gibi, biz de toplumda farklı kimliklerle bir arada var olmalıyız.
Sonuç Olarak
Polarite, bitkilerdeki gibi doğada bir düzenin parçası olabilir, ancak toplumda bazen bu kutuplaşmalar zarar verir. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından, toplumdaki her bireyin kendini ifade etmesine izin vermek, onları anlamak ve bir arada var olmak bu polariteyi dengeler. Her bireyin hem “kökleri” hem de “gövdesi” vardır, ve bu her iki yön de toplumda eşit bir şekilde değer görmelidir. Tıpkı bir bitkinin hem köklerinin yer altında hem de gövdesinin yukarıda büyümesi gibi, insanlar da toplumsal rollerin dışına çıkarak, her iki yönüyle var olabilirler.